Basın Özgürlüğü ve Toplum Bilinci
Bildiğiniz üzere Her Gün Biri blogunun teması gereği her blog yazarı kendine göre önemli bir gün seçiyor ve bu özel gün, genellikle doğum tarihine denk geliyordu. Benim doğum günüm bu projenin başlamasından tam bir hafta önce olduğundan ve bu projeye bir an önce katkıda bulunmak istediğimden, kendime uygun özel bir gün seçmem gerekiyordu. Aslına bakılırsa bu projeyi duymadan önce karşıma çıkan ve yapı olarak da bu projede olduğu gibi topluluğu bir araya getirmeyi amaçlayan Blog Action Day in organizatörlerinden biri olan Easton Ellsworth’ten buna benzer bir başka topluluk projesine daha rastladım.
Projenin adı Bloggersunite. Bu projeyi Blog Action Day’in her gün birden fazla eyleme uygulanması olarak görebiliriz. Neyse, haliyle orada aramaya koyulduğumda 3 Mayıs’a ait konu bana uygun geldi. 3 Mayıs, Türkçülük Bayramı imiş. Şaka yapıyorum tabii ki
Bu bilgiye daha sonra Ekşi Sözlük‘te rastladım. Bloggersunite.org’a göre 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü imiş.
Her ne kadar bir basın mensubu olmasam da basın özgürlüğünün önemini kavrayabilen biriyim. Kaldı ki mevcut basın organlarının büyük çoğunluğunun özgürlüğünün olmadığı günümüzde, onlardan daha özgür davranabilen biz blog yazarlarının; fikir ve onun aracılığı ile de basın özgürlüğünün birer neferleri olduğumuzu düşünüyorum.
Her insanın, elinde olan gücü kaybetmemek için öncelikle elindekini tanıması gerekir. Zira insan, tanımadığı bir şeyini kaybettiğinde ya da elinden alındığında bunun zararını hissedene kadar o şeyi önemsemez. Bir şeyi elinde tutmak, genellikle o şeyi elde etmekten çok daha kolaydır. Bu sebeple öncelikle özgürlüğün ne olduğunu bilmemiz ve ona göre özgürlüğü uygulamamız gerekir.
Bir insanın özgürlüğü, diğer bir bireyin kişisel özgürlük sınırlarını ihlal etmediği sürece geçerli olan istediğini yapma hakkıdır. Haliyle özgürlükten bahsederken ütopik olarak düşünmememiz gerekir. Özgürlüğümüzün de sınırları vardır.
Basın özgürlüğü ise, benim gözümde toplumu etkileyecek olayları o veya bir başka topluma bildirme hakkıdır. Haliyle günümüzde basın deyince akla gelen paparazzilerin bu kategoriye girmediklerini, aksine başka insanların özgürlük alanı ya da diğer bir şekilde özel hayatlarını ihlal etmeleri sebebiyle onların özgürlük tecavüzcüsü olduğunu düşünüyorum.
Daha birkaç gün önce izlediğim Eli Stone adlı dizinin “Mortal Kombat” adlı bölümünde bu konuyla ilgili bir olay söz konusu idi. Spoiler vermemek ve dizinin takipçilerini gücendirmemek için konuyu tam olarak anlatmayacağım. Dizide TV yayınlarının, reklamlar arasına sıkıştırılan anlamsız alanlara dönüştürüldüğünden bahsediliyordu. Malumunuz, medya organları reklamlardan aldıkları finansman ile ayakta durabiliyor. Haliyle reklam aldıkları firmalara zarar getirecek eylemlerde bulunmayarak bu finansmanı korumaya çalışıyorlar. İşte o anda o basın organının o firmalar üzerine olumsuz ve hatta onlara rakip firmalar hakkında olumlu haber yapma özgürlükleri ortadan kalkmış oluyor. Bunun bir benzerini de siyasi konularda gayet güzel gözlemliyoruz.
Basın özgürlüğünün tek taraflı bir hak olmadığını da bilmemiz gerekiyor. Bu hakkı edilgen şekilde düşündüğümüzde insanların haberdar olma özgürlüğü bulunuyor. Haliyle toplumun da bu özgürlüğe sahip olma hakkının bilincinde olması gerekiyor. Aksi takdirde daha önce de söylediğim üzere, bu hakkı kaybettikten sonra neyi kaybettiğinin farkında olmadan özgürlükten köleliğe doğru yönelmeye başlar.
Günümüzde bunun da bir örneğini halkımızda görüyoruz. Belirli güçlerin kontrolünde olan medya organları; manipüle edici, aptallaştırıcı ya da sadece reklamları o toplumun gözüne gözüne sokma amacıyla hazırlanmış boş programlar yapıyorlar. Ve bu programlar, eskiden haber alma özgürlüğü olan toplumda rating rekorları kırıyor. Zira eğitilmedikleri, haklarını bilmedikleri ve düşünmekten uzak oldukları için; koltuklarından kalktıklarında “Bu izlediğim programdan ne kazandım?” sorusunu kendilerine sormayı bile düşünemiyorlar.
Bu söylediklerimden insanların eğlenmemesi gerektiğini düşünüyor/savunuyor olduğum sanılmasın. İnsanlar eğlenmeli ama bunun yanında bilgi sahibi de olmalılar. Mesela Yemekteyiz türevi programlar, insanların farklı kültürlere sahip yemek tariflerini öğrenebileceği bir program olabilecek iken şu anda bu toplumun; birbirleri arkasından hoş olmayan sözler sarf eden, hiçbir yemeği beğenmeyen, eğlence sırasında bile yapmacık hareketlere sahip insanlardan ibaret olduğunu göstermeye yarıyor. Bunu televizyonda gören eğitimli insan, buna bakıp “Ben de insanlara böyle davranıyor muyum acaba?” sorusunu sorup faydalı olurken diğer bir kısmı bunu genel yapı olarak görüp “Demek böyle davranmak gerekiyor insanlara” şeklinde algılıyor.

Haliyle, haber alma özgürlüğünün bilincinde olmayan toplum, önce basın özgürlüğünü uygulayacak bireylerini kaybeder. Bu bireyler ortada olmadığında, bunu menfaatine göre kullanacak olanlar devreye girer. Onlar da bu sayede toplumu manipüle etmeye devam eder. Bu döngü ise toplumun çökmesi ya da uyanması ile son bulur.
Blog yazarları olarak bizlerin görevi, öncelikle bu bilinci topluma aşılamaktır. Zira her ne kadar Internet kullanımı yoğun olsa da medyanın büyük çoğunluğu televizyon ve gazetelerden ibaret olduğundan ve toplumun büyük çoğunluğu bu organlar üzerinden bilgilendirildiğinden, öncelikle toplumun bu organlara karşı bilinçlendirilmesi gerekir. İkinci olarak, “basın özgürlüğü” kavramını doğru şekilde uygulamamız ve okurlarımıza bizden doğru haber alma özgürlüklerine sahip olduklarını hissettirmemiz gerekir.
Özgürlüğün tabanı empati, etik ve saygı unsurlarına dayanır. Biz özgürlüğümüzün bilincinde olursak ve bunu doğru bir şekilde uygularsak, diğer bireylerde de aynı unsurları görmeye başlarız. Bu da kaliteli bir toplum, bunun aracılığı ile de kaliteli ve huzurlu bir hayat yaşamamızı sağlar.


Her gün farklı bir yazarın kendisi için önemli bir günü anlattığı HerGünBiri.com'a hoşgeldiniz!
