Blog Yazmak
Blog yazmak kimileri için bir iş haline gelse de aslında bir tutkudur. Diğer tutkularımıza nasıl davranıyorsak “Blog Yazmak” için de aynı şekilde davranmak gerekir. Burada tutkudan kastım saplantı haline gelmiş fakat gerçekleştirilirken eğlenilen aktiviteler. Benim için sadece blog yazmak değil yazı yazmak da bir tutku. Zaten kendi düşüncelerini belirtmeyi seven insanlara arkadaş çevresi yeterli gelmeyecektir. Böyle insanlar için yazmak, bloglamak oldukça uygun olacaktır. Tanımadığınız insanlarla iletişim kurmak belki bir nebze iyi gelecek, alacağınız yorumlar fikirlerinizi geliştirmenizi veya fikirlerinizi yaymanızı sağlayacak. Kısacası farklı kapılar açacak.
Blog yazmakla ilgili bir diğer yanılgı ise blogların köşe yazıları gibi düşünülmesidir. Bence bloglar köşe yazılarından çok denemelere benzetilebilir. Tabii günlük şeklinde başlamış olsa da pek çok blog fikir üreterek daha başarılı olmakta. Ayrıca bazı insanlar kişisel içeriklerden rahatsız olabiliyor, bu içerikleri anlamayabiliyorlar. Fakat bu yüzden geniş kitleye hitap etmek yerine daha belirgin bir şekilde hitap edilecek olan kitle bilinirse içerik amacına ulaşabilir. Maalesef bu tarz içerikler bazı kesimleri oldukça rahatsız edebilmektedir. Bu zihniyet demokrasiyle ve özgürlükle uyuşmayan uygulamalara sarılabilmektedir. Bunlarla sizi sıkmak istemiyorum.

Blog yazmak kolay mı peki? Yazacak bir şeyiniz, söylecek sözünüz varsa bence kolaydır. Fakat boş yere yazmaya çalışmak; doluyken yazmak ne kadar verimliyse, o kadar verimsizdir. Pek çok yazar bu hatayı yapmakta ve farkına varmamaktadır.
Herkesin yazım şekli farklı tabii. Mesela ben önce başlık atarım ondan sonra yazımı başlığa göre sürdürürüm. Başlıksız yazı yazmayı sevmem. Yazının ortalarına doğru da genellikle başlığı değiştiririm. Yazımı yazarken uzatmaktan veya tamamını silmekten çekinmem. Oldukça uzun yazılarımı değersiz diye sildiğimi biliyorum. Bunun gibi otomatik kontrol mekanizmaları kendi yazılarımı tekrar tekrar okuyarak yazmamı engeller. Bir seferde yazmadığım yazılarda kopukluklar olabilir, gördüklerimi düzeltirim. Fakat genellikle böyle bir problem yaşamam. Aklımdaki yazıyı o an yazmayacaksam başlığını bulur, içeriğini etiketler gibi 1-2 cümleyle özetlerim. Daha sonra bu bilgileri kullanarak başta yazmayı hedeflediğim yazıyı yazarım. Bunlar benim yazma tekniklerim. Tabii bu teknikleri kişisel yazılarımı yazarken kullanıyorum. Yazılan yazı türüne göre daha iyi yazma teknikleri olabilir.
Yazılarımı mutlaka resimle desteklerim. Yazı içerisinde vurucu noktaların kalın veya italik yazılması çok etkilidir ve ben de severim. Fakat beceremem bu yüzden genellikle kalkışmam. Kalkışsam bile bir sonraki paragrafta unuturum. Yukarıda belirttiğim gibi yazılarımı genellikle tekrar okumadığımdan dolayı düzeltme de yapmam. Fakat siz becerebiliyorsanız mutlaka yapın. İçeriğin ana noktalarını çok göz önüne çıkarıyor. Ayrıca bir yazı içinde çok fazla renk kullanmanızı önermem. Ben çok beğenmiyorum ama kullananlar oldukça fazla. Rengarenk yazacaksanız bir özelliği olmuyor ama sadece bir yazıda sadece bir kısmı renklendirirseniz o kısım kalın ve italık yazılan kısımlardan da daha fazla dikkat çekecektir.
Yukarıdaki fikirler ve öneriler benim naçizane görüşümdür. Beğenmeme veya geliştirme hakkınız vardır.

Her gün farklı bir yazarın kendisi için önemli bir günü anlattığı HerGünBiri.com'a hoşgeldiniz!

