Daha yürünecek çok yol var…

Bundan 32 yıl önce bugün, çoğu gazete “solcuların birbirini yediğini” ya da “Maocuların 1 Mayıs’ı kana buladığını” yazıyordu. Türkiye’nin politik tarihinin en kapsamlı, en coşkulu ve en yüksek katılımlı mitinglerinden birinin gerçekleştirdiği 1 Mayıs 1977 gününde, zamanının Intercontinental Oteli olan binadan, göstericilerin üzerine ateş açılmış ve çıkan arbedede onlarca insan Kazancı Yokuşu’nun başında hayatını kaybetmişti.
Gerçek şu ki, o kurşunlar sadece 500 bini aşkın kişiden oluşan gösterici topluluğuna sıkılmamıştı. O kurşunlar, Türkiye’nin devrimci tarihine, sendikal mücadelesine, sınıf bilincine sıkılmıştı. Olayın faillerinin bugün dahi açıklan(a)mamış olması, zamanının kontrgerilla örgütünün uzantılarının hâlen devletin içinde yer aldığını ve gücünü koruduğunu bize net bir şekilde kanıtlıyor.
Acı olan ise şu ki, o kurşunları sıkanlar, amaçladıkları sonuca ulaştılar. Ulaştılar, çünkü o korkunç olayın üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen, biz hâlâ Taksim Meydanı’nın emekçilere verilip verilmeyeceğini, “orantılı güç” kullanılıp kullanılmayacağını tartışıyoruz. Hatta öyle ki, tüm dünyayı köklerinden sarsan ekonomik kriz ortamında, o krizden en çok etkilenen emekçi sınıfının sorunlarını ve günden güne kaybettiği kazanımlarını konuşacağımız yerde, 1 Mayıs meydanının neresi olduğu üzerine kafa yoruyoruz.
Dünyanın hiçbir demokrasisinde, bu konuda kamu otoritesiyle halk arasında böylesine büyük bir uçurum olmamıştır. Zaten olamaz da, çünkü hemen her ülkede 1 Mayıs, 100 yılı aşkın süredir aynı meydanda, aynı geleneklerle kutlanır. Daha önce orada bulunduğum ve 1 Mayıs kutlamalarını bizzat yaşadığım için bu örneği vereceğim; Paris’te her 1 Mayıs gününde Nation Meydanı’ndan République Meydanı’na kadar bir yürüyüş düzenlenir. Bu gösterilerde, kimi radikal grupların çıkardığı ufak tefek aksaklıklar dışında herhangi bir sorun da yaşandığı görülmemiştir.
Frankofon bir lisede okuduğumdan, Fransız hocalarımızla 1 Mayıs konusunda sıklıkla konuştuğumuzu, hocalarımızın Türkiye’de olan bitene her daim şaşırdığını hatırlıyorum. Hatta bir hocamız, “Sizin ülkenizdeki gösterilerde polisin yaptıklarına anlam veremiyorum.” diyordu, “Normalde polislerin eylemcileri dışarıdan gelebilecek bir saldırıya karşı koruması gerekirken, sizde polisler dışarıyı eylemcilerden korumaya çalışıyor.” O zaman bu sözlere pek anlam veremediysem de, Paris’te tecrübe ettiğim 1 Mayıs gösterisinde hocamın ne demek istediğini anlamıştım. Gerçekten de, yolun her iki tarafına dizilen polisler, eylemcilere sırtlarını dönerek, etrafta provokasyona yol açacak bir grup var mı diye bakınıyorlardı. Doğrusu da bu değil miydi zaten? Birkaç çapulcuyu saymazsak, haklarını aramak için meydanlara dökülen bir kitlenin, bu en demokratik hakkını kullanırken etrafa zarar vermesi, mümkün olabilir miydi?
Bu düşüncelerin arasında, bir 1 Mayıs daha geçirdik. Sevgili valimiz gene “Taksim’in miting alanı olmadığını” iddia etmeye çalıştıysa da, hem tarih, hem de dün yaşanan olaysız ve tarihî 1 Mayıs kutlaması, valiyi haksız çıkartmış oldu. Tarihî diyorum, zira gerçekten de önemli bir gündü dün yaşanan. Kale, 31 yıl sonra devralınmış; iktidarın baskıcı güçlerinin yıldırma ve tehdit politikaları, sonuç vermemişti. Emek örgütlerinden, siyasî partilerden ve diğer örgütlerden oluşan 5000’i aşkın temsilci, marşlar söyleyerek, yumruklarını sıkarak, halaylar çekerek bayramlarını kutladılar.
Şüphesiz, özellikle DİSK ve KESK tarafından ısrarla yürütülen ve sonunda Taksim Meydanı’nın açılmasıyla sonuçlanan bu mücadele, bir zaferdir. 1977’de hunharca katledilenler, askerî cuntanın işkence tezgâhlarından geçenler, darağaçlarında sallananlar, mücadelelerini boşuna gerçekleştirmediklerine olan inançlarında yanılmadıklarını göstermiş oldular. Ancak, bugün gelinen noktada, kazanılmış bu zaferin sarhoşluğuna kapılıp, emekçi kesimin sorunlarını göz ardı etmek olmaz. Emek örgütleri, yıllarca süren sendikal mücadelenin ardından elde edilen kazanımlara gözlerini kapatamaz. Asgarî ücret komik seviyelerde seyrediyorken, tersanelerde işçiler ölmeye devam ediyorken, kıdem tazminatı kaldırılmak isteniyorken, işsizlik ve yoksulluk tavan yapmışken, iktidarın Taksim Meydanı inadının kırılabilmiş olmasının mutluluğunu yaşamak zamanı değildir.
Evet, önemli bir başarı kazanıldı, ancak mücadele devam ediyor. Daha yürünecek çok yol, kazanılacak çok hak var.
Fotoğraf: Banksy


Her gün farklı bir yazarın kendisi için önemli bir günü anlattığı HerGünBiri.com'a hoşgeldiniz!
