Karanlığından korkma, tanış onunla…
Nelerden korkarsın? Reddedilmekten mi? Başarısızlıktan olabilir mi? Geç kalmış olmaktan? Parasız kalmaktan? Terk edilmekten? Yaşlanmaktan mı? Yalnızlıktan mı? Belki işsiz kalmaktan, belki sevilmemekten belki de ideallerini gerçekleştirememekten… Yoksa birilerinin çıkıp da sana “biz sana demiştik” demesinden mi korkuyorsun? Kendini ifade edememekten? Anlaşılamamaktan? Ya da tam tersine anlaşılmaktan ve çıplak kalmaktan mı? Bir şeylerden korkuyor olmalısın. Çünkü insansın ve korkuların tüm kararlarında etkin olan, aslında yaşamını yönlendiren rotaların. Ve nereye doğru gittiğini görmek için bir an önce onlarla tanışmalısın.
Unutma ki hiç kimse sana kendinin çektirdiği eziyeti çektiremez, senin kendine ördüğün kadar yüksek duvarlar öremez. İçindeki kahramanın sesini duyamıyorsan, bir türlü ilerleyemiyor ve her seferinde kendini bin bir türlü mazeretle durduruyorsan, savaşman gereken tek canavar içinde. Bunu hatırla. Belki Kavafis’in ITHAKA şiiri yardımcı olur sana:
İthaka
İthaka’ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne lestrigonlardan kork,
ne kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon’dan.
Bunların hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon’a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.
Dile ki uzun sürsün yolun.
Nice yaz sabahları olsun,
eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike’nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokular;
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.
Hiç aklından çıkarma İthaka’yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonundakocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka’nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.
Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
İthakaların.
(Çeviren: Cevat Çapan)
Konstantin Kavafis
Suçluyu dışarıda aramak, çözümsüzlüğe giden bir girdaba atılan adım, sonra alışkanlığa dönüşen bir süreç. Bir suçlu varsa ortada, o ancak kendini görmezden gelen sen olabilirsin. Yapamadığın her şeyin, söyleyemediğin her sözün, atamadığın her adımın tek suçlususun, düşlerini gerçekleştirmeyen biri varsa o sensin. Senin düşlerini başkası gerçekleştiremez! Belki ‘onlar’ı biraz fazla dinledin; öyle ki içinde kimin konuştuğunu duyamayacak kadar. Kendi sesini duysan, gideceksin o özlediğin açık denizlere, hafif rüzgârlarla incelecek ruhun ve insan olmanın coşkusu kahkahalar olup taşacak bedeninden…
Bu yolculuk korkutabilir seni. İçindeki canavar, öyle zorlu tuzaklar kurmuş olacak ki, sen bile anlamayacaksın nasıl bu denli kurnaz olabildiğini. Sana söyleyeceğim bir tek şey var: Kendi karanlığından korkma. Hepsi sensin. Dışarıda tehlike yok. Hiç kimse zarar veremez sana. İçindeki karanlığa dönüp de bakabilirsen, aydınlanacaksın. Her baktığında biraz daha, biraz daha anlayacaksın. Bakmayıp onu yok saymaya çalışma. Çünkü biliyorsun; o var, orada ve seni tehdit ediyor, korkutuyor, ürkütüyor. Hiç kimse görmüyor ama sen bakmasan da karanlığını tanıyorsun. Hadi bu kez dön ve bak ona. Yüzleş. O zaman ne yalnızlıktan, ne ölümden, ne de düşlerinden korkacaksın. Özünü anlayacaksın. İşte o zaman kendi gerçeğini dünyaya haykıracaksın. Kendi küçük hikâyeni, tüm tevazusu ve güzelliği ile yaşayacaksın. Kendi hikâyenden korkmayacak, başkaları gibi olmaya çalışmayacaksın. En özgün olanın tam da senin hikâyen olduğunu bileceksin. İşte o zaman kendini ve tüm seçimlerini çok seveceksin. Korkma karanlığından. Hadi dön ve bak ona. Yalnızlığından kaçmak için başkalarına sığınma, kendini bitmez işlere ve etkinliklere boğma ve aynaya bak hadi. Konuş kendinle. Erich Fromm’un “Sevme Sanatı”nı oku mesela ya da Butoh dansçılarının “ego”larından soyunuşlarını izle, ya da bir şiir oku, Ece Ayhan’dan olsun… Yardımcı olur bakarsın. Ve hadi yüzleş kendinle. Hep sormaktan kaçtığın soruları sor aynada gördüğün gözlere. Neden böyle yaşadığınla başla mesela. Korkularını itiraf et kendine. Senin ötende ve dışında değil yaşam dediğin. Tam da içinde…
İçindeki tutkuları izle, izle ki hangi rüzgârlarla yol alacağını bilesin. Onlar sınırları aşma maceranda iç haritan; belki en çözümsüz hissettiğin karar anlarında. Kalbin onun için var, bunu hatırla ve bil ki tutkuların, seni sen yapan yolda önünü görmeni sağlayan ışıkların…

(11 oy, ortalama: 4,64) 5 üzerinden 
Her gün farklı bir yazarın kendisi için önemli bir günü anlattığı HerGünBiri.com'a hoşgeldiniz!

aysil
5 Nis, 2010
Çook iç açıcı!! Umut veren, dahası doğru!! Teşekkürler!
canan
5 Nis, 2010
Yolculuğumda yeni bir durak oldu yazın, oldun sen, sık sık geri dönüp okuyacağım. Bu durak güzel!
teşekkürler
murat
6 Nis, 2010
evet işte kendin olma yönünde kendimize hatırlatmamız ve unutmamamız gereken notlar, teşekkürler
irem
6 Nis, 2010
Çok özgün,yolumuzda ilerlerken ışık olan bir yazı,teşekkürler o güzel yüreğin için…
love and smile
25 Eki, 2010
Kaleminize sağlık..kıymetli bir yazı…