﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Her Gün Biri &#187; Serbest</title>
	<atom:link href="http://www.hergunbiri.com/kategori/serbest/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hergunbiri.com</link>
	<description>Çok yazarlı blog</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Apr 2010 21:09:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
<atom:link rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" />
	<atom:link rel="hub" href="http://superfeedr.com/hubbub" />
			<item>
		<title>Karanlığından korkma, tanış onunla…</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/karanligindan-korkma-tanis-onunla%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/karanligindan-korkma-tanis-onunla%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 14:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ozgun Tanglay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[başarısızlık]]></category>
		<category><![CDATA[ithaka]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kavafis]]></category>
		<category><![CDATA[konstantin kavafis]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[reddedilmek]]></category>
		<category><![CDATA[terk edilmek]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=409</guid>
		<description><![CDATA[Nelerden korkarsın? Reddedilmekten mi? Başarısızlıktan olabilir mi? Geç kalmış olmaktan? Parasız kalmaktan? Terk edilmekten? Yaşlanmaktan mı? Yalnızlıktan mı? Belki işsiz kalmaktan, belki sevilmemekten belki de ideallerini gerçekleştirememekten&#8230; Yoksa birilerinin çıkıp da sana “biz sana demiştik” demesinden mi korkuyorsun? Kendini ifade edememekten? Anlaşılamamaktan? Ya da tam tersine anlaşılmaktan ve çıplak kalmaktan mı? Bir şeylerden korkuyor olmalısın. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nelerden korkarsın? Reddedilmekten mi? Başarısızlıktan olabilir mi? Geç kalmış olmaktan? Parasız kalmaktan? Terk edilmekten? Yaşlanmaktan mı? Yalnızlıktan mı? Belki işsiz kalmaktan, belki sevilmemekten belki de ideallerini gerçekleştirememekten&#8230; Yoksa birilerinin çıkıp da sana “biz sana demiştik” demesinden mi korkuyorsun? Kendini ifade edememekten? Anlaşılamamaktan? Ya da tam tersine anlaşılmaktan ve çıplak kalmaktan mı? Bir şeylerden korkuyor olmalısın. Çünkü insansın ve korkuların tüm kararlarında etkin olan, aslında yaşamını yönlendiren rotaların. Ve nereye doğru gittiğini görmek için bir an önce onlarla tanışmalısın.</p>
<p>Unutma ki hiç kimse sana kendinin çektirdiği eziyeti çektiremez, senin kendine ördüğün kadar yüksek duvarlar öremez. İçindeki kahramanın sesini duyamıyorsan, bir türlü ilerleyemiyor ve her seferinde kendini bin bir türlü mazeretle durduruyorsan, savaşman gereken tek canavar içinde. Bunu hatırla. Belki Kavafis’in ITHAKA şiiri yardımcı olur sana:</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İthaka</span></strong></p>
<p>İthaka&#8217;ya doğru yola çıktığın zaman,<br />
dile ki uzun sürsün yolculuğun,<br />
serüven dolu, bilgi dolu olsun.<br />
Ne lestrigonlardan kork,<br />
ne kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon&#8217;dan.<br />
Bunların hiçbiri çıkmaz karşına,<br />
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu<br />
ince bir heyecan sarmışsa eğer.<br />
Ne Lestrigonlara rastlarsın,<br />
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon&#8217;a,<br />
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,<br />
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.</p>
<p>Dile ki uzun sürsün yolun.<br />
Nice yaz sabahları olsun,<br />
eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde<br />
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!<br />
Durup Fenike&#8217;nin çarşılarında<br />
eşi benzeri olmayan mallar al,<br />
sedefle mercan, abanozla kehribar,<br />
ve her türlü başdöndürücü kokular;<br />
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;<br />
nice Mısır şehirlerine uğra,<br />
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.</p>
<p>Hiç aklından çıkarma İthaka&#8217;yı.<br />
Oraya varmak senin başlıca yazgın.<br />
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.<br />
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;<br />
sonundakocamış biri olarak demir at adana,<br />
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,<br />
İthaka&#8217;nın sana zenginlik vermesini ummadan.<br />
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.<br />
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.<br />
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.</p>
<p>Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.<br />
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,<br />
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini<br />
İthakaların.</p>
<p>(Çeviren: Cevat Çapan)</p>
<p>Konstantin Kavafis</p>
<p>Suçluyu dışarıda aramak, çözümsüzlüğe giden bir girdaba atılan adım, sonra alışkanlığa dönüşen bir süreç. Bir suçlu varsa ortada, o ancak kendini görmezden gelen sen olabilirsin. Yapamadığın her şeyin, söyleyemediğin her sözün, atamadığın her adımın tek suçlususun, düşlerini gerçekleştirmeyen biri varsa o sensin. Senin düşlerini başkası gerçekleştiremez! Belki ‘onlar’ı biraz fazla dinledin; öyle ki içinde kimin konuştuğunu duyamayacak kadar. Kendi sesini duysan, gideceksin o özlediğin açık denizlere, hafif rüzgârlarla incelecek ruhun ve insan olmanın coşkusu kahkahalar olup taşacak bedeninden…</p>
<p>Bu yolculuk korkutabilir seni. İçindeki canavar, öyle zorlu tuzaklar kurmuş olacak ki, sen bile anlamayacaksın nasıl bu denli kurnaz olabildiğini. Sana söyleyeceğim bir tek şey var: Kendi karanlığından korkma. Hepsi sensin. Dışarıda tehlike yok. Hiç kimse zarar veremez sana. İçindeki karanlığa dönüp de bakabilirsen, aydınlanacaksın. Her baktığında biraz daha, biraz daha anlayacaksın.  Bakmayıp onu yok saymaya çalışma. Çünkü biliyorsun; o var, orada ve seni tehdit ediyor, korkutuyor, ürkütüyor. Hiç kimse görmüyor ama sen bakmasan da karanlığını tanıyorsun. Hadi bu kez dön ve bak ona. Yüzleş. O zaman ne yalnızlıktan, ne ölümden, ne de düşlerinden korkacaksın. Özünü anlayacaksın. İşte o zaman kendi gerçeğini dünyaya haykıracaksın. Kendi küçük hikâyeni, tüm tevazusu ve güzelliği ile yaşayacaksın. Kendi hikâyenden korkmayacak, başkaları gibi olmaya çalışmayacaksın. En özgün olanın tam da senin hikâyen olduğunu bileceksin. İşte o zaman kendini ve tüm seçimlerini çok seveceksin. Korkma karanlığından. Hadi dön ve bak ona. Yalnızlığından kaçmak için başkalarına sığınma, kendini bitmez işlere ve etkinliklere boğma ve aynaya bak hadi. Konuş kendinle. Erich Fromm’un “Sevme Sanatı”nı oku mesela ya da Butoh dansçılarının “ego”larından soyunuşlarını izle, ya da bir şiir oku, Ece Ayhan’dan olsun… Yardımcı olur bakarsın. Ve hadi yüzleş kendinle. Hep sormaktan kaçtığın soruları sor aynada gördüğün gözlere. Neden böyle yaşadığınla başla mesela. Korkularını itiraf et kendine.  Senin ötende ve dışında değil yaşam dediğin. Tam da içinde…</p>
<p>İçindeki tutkuları izle, izle ki hangi rüzgârlarla yol alacağını bilesin. Onlar sınırları aşma maceranda iç haritan; belki en çözümsüz hissettiğin karar anlarında. Kalbin onun için var, bunu hatırla ve bil ki tutkuların, seni sen yapan yolda önünü görmeni sağlayan ışıkların…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/karanligindan-korkma-tanis-onunla%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korkma&#8230;</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/korkma/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/korkma/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 21:54:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Okyanusunsesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[korkma]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=376</guid>
		<description><![CDATA[korkarsın bazen kaybetmekten ve kaçmaya kalkarsın kendinden bir şehirden başka şehire yol alırsın korkmuyormuşcasına bir tek sen bilirsin&#8230;gözlerin yalan söylemeyeceğini bilişindendir belki de gözlerini kaçırışın. gözlerden korkmuyorum dersin kendi kendine, kendini bulduğun yalnız bir yerde. belki de yalnızlıkta bulmak için kendini çeker gidersin her seferinde.. yüreğinde bir şey olduğunu bilirsin, bilmediğin acıya benziyordur sence, öyleyse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>korkarsın bazen kaybetmekten ve kaçmaya kalkarsın kendinden bir şehirden başka şehire yol alırsın korkmuyormuşcasına</p>
<p>bir tek sen bilirsin&#8230;gözlerin yalan söylemeyeceğini bilişindendir belki de gözlerini kaçırışın. gözlerden korkmuyorum dersin kendi kendine, kendini bulduğun yalnız bir yerde. belki de yalnızlıkta bulmak için kendini çeker gidersin her seferinde.. yüreğinde bir şey olduğunu bilirsin, bilmediğin acıya benziyordur sence, öyleyse kimin kanayan yarasıdır. bu gerçekleri görüp üzerini kapatmak istersin belki de bu yüzdendir geceleri sevmen ve gecenin karanlığını aydınlatmaya çalışan yıldızları. evet haklısın korkundandır kaçısın, bunu söylemekten korkarsın, bataklıkta olduğunun farkındasındadır çırpındıkça batarsın, korkuyorum demekten korkarsın, başını dik gözlerini yere tutarsın, her gidiş bir kaybediştir bilirsin. korkularınla yüzleşmek ölümle yüzleşmek gibidir bilirsin dayanamayıp yok olabilirsin var olabileceğini umut ederek gidersin sahte yüzlere denk gelirsin yüzüne yansıtamadığın bir gülümse olur içinde yalnız senin gördüğün. seni başka türlü tanırlar sen iyisindir oysa olmadığını bilirisin yanılan insanları gördükçe sen de yanıldığını anlarsın herşeyin oyun olduğu bir dünyada sen de oyunlar oynarsın. her seferinde başka bir secenek işaretlersin yalnızlığında herşey büyür, çizdiğin tabloya sığmaz olur hayat bir pencereden bakıyormuşcasına sınırlıdır peşini bırakmayan hayallerin seni yalnızlıktan bir an olsun kurtarır ve anlarsın kendinden kaçmak bir başka şehirde olmak değil kendinden kaçmak aslında hayallerinden kaçmaktır. hayallerine yeni hayaller katmak sadece kendini kandırmaktır</p>
<p>insan kendinden hiç bir zaman kaçamaz korkularınla yüzleşip kendini bulduğunda hayata gerçek bir gülümseyiş bırak o hep senledir ölüm.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/korkma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEKO &#8211; HITACHI</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/beko-hitachi/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/beko-hitachi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 08:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cenk Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Beko]]></category>
		<category><![CDATA[Galatasaray]]></category>
		<category><![CDATA[Hitachi]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=373</guid>
		<description><![CDATA[Sene 1984, henüz 5 yaşındayım. Balkonda dedem ve anneannemle oturmuş Sapanca Gölü’nü seyrediyoruz. Benim çocukluğum çok sakin geçmiş. Koltuğa oturt, 3 saat 5 saat git, işini gücünü gör ben hala bıraktığın pozisyonda oturuyorum. Yine öyle günlerden biri, hava sıcak, hafif bir rüzgar bunalmamızı engelliyor. Zaten bunalanlar bunalmış yeni yeni rahatlamaya başlamışlar o dönem. 80 sonrası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sene 1984, henüz 5 yaşındayım. Balkonda dedem ve anneannemle oturmuş Sapanca Gölü’nü seyrediyoruz. Benim çocukluğum çok sakin geçmiş. Koltuğa oturt, 3 saat 5 saat git, işini gücünü gör ben hala bıraktığın pozisyonda oturuyorum. Yine öyle günlerden biri, hava sıcak, hafif bir rüzgar bunalmamızı engelliyor. Zaten bunalanlar bunalmış yeni yeni rahatlamaya başlamışlar o dönem. 80 sonrası hayat ancak normale dönüyor, sokakta endişesizce yürüyebilmenin yeniden gerçekleşmeye başladığı bir dönem.</p>
<p>Dedem “Annenler geliyor” diyor fırlıyorum balkonun kenarına bir arabayla geliyorlar ama hatırlamıyorum arabanın ne olduğunu, belki de dedemin Murat 124’üdüdür. Bakıyorum ki onlar hemen kapıya gidiyorum, bugün bir şey olacakmış gibi değişik bir his var içimde. Kapı açılıyor kocaman bir kutu el birliği ile sokak kapısından geçirilip dedemlerin katına, o an kapısında beklediğim kata, getiriliyor. Kutunun üstünde bir yazılar var okumaya çalışıyorum, bu arada okumayı birkaç ay önce öğretmiş babam ağır aksak da olsa okuyorum; Beeee-koooo Hiiii-taaaaa-çiiiiii! Beko Hitachi marka renkli Televizyon bu, kutunun arkasında resmi de var! Nasıl bir sevinç bu, yeni bir televizyon! Dedemlerin siyah beyaz bir televizyonu vardı ama ömrü dolmuştu artık. Gerçi bu yeni ve renkli televizyon ilk renkli televizyon değildi evdeki. Bizim evde 2.katta da bir renkli televizyon vardı ama ben pek seyredemezdim onu. Annem-babam çalıştığı için gündüzleri Anneannem ve dedemle kalırdım, dolayısıyla televizyon üst katta ben ağıda olunca açılmazdı bütün gün. Akşam eken yatardım her çocuk gibi, TRT’nin haber öncesi çocuk programlarını izlerdim en fazla, hafta sonuysa bir de eğlencelere biraz bakardım ama kader yataktı saatler ilerleyince. Beko Hitachi dedemlere alınmış olsa da benim de televizyonumdu artık. Dedemler izin verdikçe izleyebilirdim, üstelik kutusu da çok güzel ve kocamandı televizyonun, kaç kere içine girdim kim bilir.</p>
<p>Beko Hitachi’de dedemle birlikte en çok haber ve spor seyrettik. Hatta ilk seyrettiğim yayın da spor haberleriydi. İlk 90 dakika Galatasaray maçını Beko Hitachi’de izledim dedemle. Dedem futbolu çok severdi, zamanında atletizmle uğraşmış, yıldızlarda uzun mesafe koşularında Marmara’da dereceye girmiş, sonrasında ailevi ve maddi meseleler yüzünden okulu bırakmak zorunda kalınca spor da yapamamış. “Hayatı koşar gibi yaşadım, çok severdim ben koşmayı” derdi rahmetli, bir taraftan da Maltepesi’ni tüttürür efkârlanırdı uzaklara bakarken. Üvey anne elinde büyümüş, ömür boyu sıkıntı çekmiş dedem. Ama bugün damadı ona renkli televizyon getirdi, bu dünyadan temelli ayrıldığı 16 sene sonrasına kadar hiç olmayan oğlu gibiydi dedemin babam. Babam da üvey anne elinde büyümüş, gerçi o daha iyisine rastlamış dedeme göre ama birbirlerini anlarlardı.</p>
<p>16 sene sonra, dedemle nice maçlar seyrettiğimiz Beko Hitachi’nin olduğu odaya bu sefer dedem geldi, ben getirdim, kucağımdaydı. Yere bıraktım serili battaniyenin üzerine. Geceyi son kez beraber geçirdik. Daha 18 gün önce Beko Hitachi’de kaldırmıştı Bülent’le Hakan kupayı, daha 18 gün önce ben koşup sarılmıştım dedeme ve mutluluktan ağlamıştık birlikte. 18 gün sonra, birlikte son kez Beko Hitachi’nin önüne geçeceğimizi bilsem maçı izler miydim acaba, yoksa tıpkı 5 yaşında yaptığım gibi o kocaman kutunun içine girip yine saklanır mıydım, ya da dedemi mi saklardım içine o kaçınılmaz sondan, bilmiyorum…</p>
<p>Sabaha kadar başında oturdum, Beko Hitachi’ye baktım, ona baktım, elini tuttum, o güzel yüzünü okşadım tıpkı onun benimkini okşadığı gibi. Ertesi akşam onu ebedi mekânına yerleştirdikten sonra eve geldim, televizyonu açtım, spor haberlerini dinledim.</p>
<p>9 sene sonra bugün evliyim ve onun evinde oturuyorum. Her Galatasaray maçı sanki onunla tekrar buluşmam gibi, vazgeçemiyorum, kimseye anlatamıyorum…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/beko-hitachi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Sevgilim İstanbul</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/eski-sevgilim-istanbul/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/eski-sevgilim-istanbul/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 10:49:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Eda Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[eski sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Levent]]></category>
		<category><![CDATA[Şişli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[Bu İstanbul çok sevip de hiçbir zaman tam anlamıyla çözemediğin, tam anlamıyla senin olmayan sevgili gibi. Gidişimi umursamayacak biliyorum ama ben hala hep onu anıyor; kime, nereye gitsem onu anlatıyor olacağım. Bursa da yıllarca senin kahrını çeken vefalı sevgili… Biliyorum beni özleyecek, yıllarım geçti onunla, ailem orda bi’ kere, nası’ özlemesin. Bense adı geçerse ‘ha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-352" title="look_around_by_sboydag" src="http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/09/look_around_by_sboydag.jpg" alt="look_around_by_sboydag" width="410" height="273" /></p>
<p>Bu İstanbul çok sevip de hiçbir zaman tam anlamıyla çözemediğin, tam anlamıyla senin olmayan sevgili gibi. Gidişimi umursamayacak biliyorum ama ben hala hep onu anıyor; kime, nereye gitsem onu anlatıyor olacağım.</p>
<p>Bursa da yıllarca senin kahrını çeken vefalı sevgili… Biliyorum beni özleyecek, yıllarım geçti onunla, ailem orda bi’ kere, nası’ özlemesin. Bense adı geçerse ‘ha evet iyi çocuktu’ demekle yetineceğim.</p>
<p>Moda onun sakinliği, en sevdiğim yanı. Bebek onun renkli, neşeli yüzü; Asmalı onun deliliği; Şişli, Levent sinirli tarafıydı. En çok bunları görürdüm onlayken, bir de görmediklerim var. Eminim Kuzguncuk gibi bi’ yanı vardı onun ama ben hiç denk gelemedim, vakit olmadı.</p>
<p>Onun görmediğim yüzünü görmek isterdim, nasılsa hep güllük gülistanlık değildi ilişkimiz, delirtirdi beni arada. Daha önce de ayrılır mıydık bilmiyorum, ben ondan ayrılamazdım sanırım, onun beni terk etmesi gerekirdi. O da hiç uğraşmaz ki öyle şeylerle. İstanbul yakışıklı değil ama bi’ havası var, karizmatik. Ben de ona kapıldım sanırım herkes gibi.</p>
<p>Bursa da sempatik, o yüzden hep aynı yerde kaldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/eski-sevgilim-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/09/look_around_by_sboydag-300x199.jpg' length='25515'  type='image/jpg' /><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/09/look_around_by_sboydag-300x199.jpg' height='223' width='175'/>	</item>
		<item>
		<title>Su</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/su/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/su/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 10:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Okyanusunsesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[ateşle birlikte yazmaya cesaret edemiyor insan sanki yazmaya kalktığı kelimeler daha yazılmadan yanıp ateş oluyor yazmak için ateşin dışına çıkmak ya da ateşin sönmesini beklemek  gibi.. aslında bir bankın arkasına oturmak, dışında olmak gibi&#8230; yanarken yani ateş varken elini uzatamayıp seyrediyorsun. ateş söndüğünde ayağa kalkıyorsun ama cesaretin hala yok ayakta bekliyorsun közler iyice söndüğünde geride [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-349" title="Okyanus" src="http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/08/Okyanus.jpg" alt="Okyanus" width="459" height="344" /></p>
<p>ateşle birlikte yazmaya cesaret edemiyor insan sanki yazmaya kalktığı kelimeler daha yazılmadan yanıp ateş oluyor yazmak için ateşin dışına çıkmak ya da ateşin sönmesini beklemek  gibi.. aslında bir bankın arkasına oturmak, dışında olmak gibi&#8230; yanarken yani ateş varken elini uzatamayıp seyrediyorsun. ateş söndüğünde ayağa kalkıyorsun ama cesaretin hala yok ayakta bekliyorsun közler iyice söndüğünde geride kül kalıyor bankın yanına gidiyorsun ama halen eksik birşeyler var.. işte rüzgar  geliyor alıp götürüyor külleri geride sadece yanmışlığın izleri kalıyor artık bankın sahibi oluveriyorsun izleri görüyorlar ama neyin yandığını bir tek cesaret edip yazabilenler  göruyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/su/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/08/Okyanus-300x225.jpg' length='18291'  type='image/jpg' /><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/08/Okyanus-300x225.jpg' height='223' width='175'/>	</item>
		<item>
		<title>Tofi Bulunur</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/tofi-bulunur/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/tofi-bulunur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 22:25:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Demiral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim]]></category>
		<category><![CDATA[tofi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=334</guid>
		<description><![CDATA[En son odama girdiğimde yerde, tam masamın ayağının dibinde mor bir toka buldum. Bu defa o ağlak tavırları hiç takınmadım, aldım yerden hemen. Kalkarken de ense kökümü vurdum masanın altına. İyi oldu. Kendime geldim tamamen. Hemen kitaplığımın üstten sonuncu rafında bir kutucuk var. Kutucuk dediğim de hani &#8220;jeux d&#8217;enfants&#8221; filmindeki kutu var ya, hah işte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En son odama girdiğimde yerde, tam masamın ayağının dibinde mor bir toka buldum. Bu defa o ağlak tavırları hiç takınmadım, aldım yerden hemen. Kalkarken de ense kökümü vurdum masanın altına. İyi oldu. Kendime geldim tamamen. Hemen kitaplığımın üstten sonuncu rafında bir kutucuk var. Kutucuk dediğim de hani &#8220;jeux d&#8217;enfants&#8221; filmindeki kutu var ya, hah işte onun renklerinde onun boyutlarında bir şey. İçinde bana kalanları saklıyorum. Mor tokayı da oraya koydum. Diğer ufak tefek şeylerin yanına. İnanmayacaksınız belki ama benim bu kutu var ya, sihirli! Evet evet. Hem de öyle el çabukluğu, hokus pokus ya da illüzyon gibi bir şey değil. Gerçekten sihirli. İçine koyduğum her ufak tefek şey, bir dahaki sefer kutunun kapağını açtığımda yok oluyor. Onların yerine 1 adet demir para buluyorum.</p>
<p>Kapının önündeyim. Sağ cebime bakıyorum, anahtar. Sol cebime bakıyorum, telefon. Arka sağ cebime bakıyorum, cüzdan. Arka sol cebime bakıyorum, oh ciğerlere de bayram. Her şey yerli yerinde. Çakmak paketin içindedir zaten, merak etmiyorum bile. Kapının diğer tarafına geçip kapatıyorum evin kapısını. Kilitlemeye gerek yok, güzel bir yerde evim. Zaten kitaplığımın üstten sonuncu rafındaki kutuyu kim ne yapsın? Başlıyorum hızlı hızlı yürümeye. O kadar hızlı yürüyorum ki kan ter içinde kalmışım. Su dökülmüş gibi üzerime, sırılsıklam aşığım yine. Beni gemi sanıp üzerime konmaya çalışan martılardan da kurtulduktan sonra bir dükkandan içeri giriyorum. Söylediğim 2 kelimenin yerlerini değiştirerek selamımı alıyor dükkanın sahibi.</p>
<p>Burda da tofi yokmuş. Ulan nerde peki bu tofi? Bugün gezdiğim bilmem kaçıncı dükkan bu. Bir de biliyorlarmış gibi &#8220;aa daha yeni bitti&#8221; diyorlar en çok o zaman bozuluyorum. &#8220;Yok ama sipariş verirseniz 2 güne kalmaz getirtebiliriz&#8221; diyen biri oldu. Hemen verdim siparişi; &#8220;bana bir tofi&#8221;&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"><img class="aligncenter size-full wp-image-335" title="tofi" src="http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/08/tofi.jpg" alt="tofi" width="450" height="285" /><br />
Koşarak eve döndüm. Yolda açık bir eczane vardı, yara bandı da aldım. Hep düşüyorum hızlı koşarken. Dizim çok kanamadı aslında, ama ellerime taşlar girdi. Kendi kendime güldüm düştükten bir süre sonra. Gören iki taksici ağabey koşturdular hemen &#8220;bir şey var mı birader&#8221; diye, &#8220;valla ben yakından baktım pek bir şey göremedim&#8221; dedim, &#8220;ama isterseniz bir de siz bakın&#8221;. Gülüyorlar ama söylediklerime değil.</p>
<p>Almayı unuttuğum çakmak karşıladı beni kapıdan içeri girer girmez. Eşeğin büyüğü çakmak. Bütün gün bir yandan koştur, bir yandan tofi ara diğer yandan &#8220;pardon ateşinizi alabilir miyim? Çok özür dilerim sigarınızdan yakabilir miyim? Ya çok ayıp olacak ama ateş var mı?&#8221; diye soru yağmuruna tut milleti. Duşun altında saatler geçirmek için hazırlanıyorum yavaş yavaş. Havlum, takunyalarım, terapi yaptığını zanneden vücut şampuanım, kese, ördek&#8230; Martı! Bu ne be? Martılardan biri takip etmiş beni eve kadar. Ördeği bırakıyorum.</p>
<p>İkinci  gün geçmek bilmiyor. Saate bakıyorum, ama saat hiç oralı değil. &#8220;pisst, huoop!&#8221;. Yine sokaklara düşüyorum. Tofi&#8217;yi aramaktan vazgeçmem. Yanımdaki yaşlıca teyze bindiğimiz metronun Levent&#8217;e gittiğini sanarak &#8220;evladım Levent bundan sonraki istasyon mu?&#8221; diyor&#8230; Ah be teyzeciğim. Taksim&#8217;e geldik. Bundan sonraki istasyon nerden baksan 15 dakika önceydi. &#8220;teyzecim yanlış yöne gidiyorsunuz, burada inip karşı tarafa geçin, ilk gelen metroya binin&#8221;. İnanmadı sanırım bana, hiç tepki vermiyor. Dönüp önüne bakıyor teyze. &#8220;Bişey değil&#8230; &#8220;.</p>
<p>Taksim Meydan&#8217;dayım. Herkes orda. Burger King&#8217;in önünde bekleyenlere bakıyorum. Dil çıkartıyorum. Utana sıkıla bana bakmamaya çalışan tipler de var, gülüp geçenler de, dil çıkartıp karşılık verenler de. Kıskandığımı falan sanıyorlar herhalde. Onların sevgilileri var ya. Hem de daha canım cicim aylarındalar ki Burger King&#8217;in önünde bekleşiyorlar birbirlerini. Canlarım benim&#8230; Kıskanıyorum!</p>
<p>Belki gözüm, üzerinde &#8220;tofi bulunur&#8221; yazılı bir kartona takılır diye vitrinleri süze süze ilerliyorum Nevizade’ye. Tramvay ikide bir çan çalıyor bana. Arkama bakmadan yana yana güvercin adımlar atıyorum, vatman amcayı kesiyorum tam yanımdan geçerken. Her seferinde tramvay geçtikten sonra hop diye atlayasım geliyor o arkadaki basamaklara. Ama hep dolu. &#8220;kayın lan, kaç kenara&#8230; &#8221; dedim bir keresinde çocuklara. &#8220;abi manyak mısın? Adam gibi duraktan binsene&#8221; dediler. Adam gibi bir durak bulamıyorum ki ben! Aman zaten kliması da yok bunun.</p>
<p>Nevizade&#8217;de teraslı bir mekana oturuyorum. Püfür püfür. Bardak buz gibi. Tutunca, elime batan taşların bıraktığı ince çizgiler sızlıyor. 4. bardaktan sonra sızı elimden girip bileğime, ordan koluma, ordan da kalbime yürüyor. Arkadaşlarım bir şeyler anlatıyor ama duyamıyorum. O kadar çok gürültü var ki kalbimde. Sızladıkça başka bir parça çalıyor. Mesela şu anda &#8220;yine mi güzeliz, yine mi çiçek&#8221;. Ne güzelim ne de çiçek&#8230; Tofi arıyorum ben.</p>
<p>Bu sabah güneş benim odama da giriyor. Rüzgar da girsin biraz diye perdeleri açıyorum. Bu perdeleri bir ara yıkamak lazım ama asması var bir de. Aman boşver. Tıraş oluyorum, suratımdaki kısa küçük kıllar pıtır pıtır dökülüyor lavaboya. Duşa girip çıkıyorum, martıyı salıyorum artık gitsin diye. En başta biraz nazlanıyor, &#8220;seni sevmiyorum artık, git burdan, defol&#8221; diyorum yalandan. Lassie&#8217;de görmüştüm, işe yarıyor. O uçup giderken benim gözlerim doluyor. Dişlerimi de parlattıktan sonra en ütülü gömleğimi giyiyorum, bir de kıyak pantolon çekiyorum altıma. Akşamdan boyamıştım zaten siyah pabuçlarımı. Kravatımı bağlayıp bu defa son düğmeyi de ilikliyorum. Tam kitabına uygun.</p>
<p>…</p>
<p>&#8220;Bugün gelmemi söylemiştiniz, geldi mi acaba tofi?&#8221;</p>
<p>Aptalca bir umuttu zaten. Gittiğinden beri kaçıncı bu. Madem &#8220;tofi diye bir şey hiç duymadınız&#8221; neden beni kandırıyorsunuz? İşte elimde parası. Her şey hazır. Bana tek lazım olan sadece tofi. Neden hiçbir yerde bulamıyorum bu tofiyi ben?</p>
<p>…</p>
<p>Bana hep tofi derdi mor tokanın sahibi. Mor toka, beyaz toka, sarı saç bandı, sedef bilezik, saçlarını ördüğü renkli yünler, en sevdiği kinder sürpriz yumurta oyuncağı, beraber yaptığımız hamurdan yaratık, tofiyle pufi yani penguenlerimiz, yüzükler, küpeler&#8230; O kadar aceleyle çıktı ki hayatımdan, durdurmak istemedim. Kutumu salladığımda artık ses duyamaz oldum. Hep tofi derdi bana kitaplığımın üstten sonuncu rafında duran kutunun içindekilerin sahibi. İstediği her şeyi verdim ona. İsteyemediklerini bile. O bana hep tofi derdi. Ben de ona tofi bulmak için aldım avuçlarımın içine kutudakileri. İstediği tofiyi alabilmek için&#8230; Bulamadım!</p>
<p><em>Görsel kaynak: infokioscos.com.ar</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/tofi-bulunur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/08/tofi-300x190.jpg' length='20420'  type='image/jpg' /><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://www.hergunbiri.com/wp-content/uploads/2009/08/tofi-300x190.jpg' height='223' width='175'/>	</item>
		<item>
		<title>HÜZÜN ve İHTİYAR</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/huzun-ve-ihtiyar/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/huzun-ve-ihtiyar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 08:24:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Geyik Muhendisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[geyik mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Nedir içindeki bu bitmez tükenmez neşenin sebebi, Geyik Mühendisi?&#8221; diye sordu ihtiyar. Yanıtlaması zor bir soru değildi. Nitekim matematiksel olmayan bir çok sorunun cevabı hep kolaydı benim için. Söz oyunları benim işimdi, kim karşılığını verirse onun tarafını rahatlıkla savunurdum. Yaradılışı savunabilir, evrimi çürütebilirdim. Fakat aynı önemlilik derecesine sahip kozlarla evrimi de bir o kadar iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Nedir içindeki bu bitmez tükenmez neşenin sebebi, Geyik Mühendisi?&#8221;</em> diye sordu ihtiyar.<br />
Yanıtlaması zor bir soru değildi.<br />
Nitekim matematiksel olmayan bir çok sorunun cevabı hep kolaydı benim için.<br />
Söz oyunları benim işimdi, kim karşılığını verirse onun tarafını rahatlıkla savunurdum.<br />
Yaradılışı savunabilir, evrimi çürütebilirdim.<br />
Fakat aynı önemlilik derecesine sahip kozlarla evrimi de bir o kadar iyi savunurdum.<br />
Olay her iki tarafı da haklıymışçasına bilmekten geçiyordu.<br />
Ve ben kendimi bildiğime göre, çok basitti bu sorunun cevabı.<br />
&#8220;Hüzün&#8221; dedim ihtiyara. &#8220;İçimdeki neşenin hammadesi saf hüzün.&#8221;<br />
İhtiyar bilgeydi.<br />
İhtiyar alimdi.<br />
Yine de şaşırdı bu cevaba.<br />
Ama ben onun bu şaşkınlığına hiç şaşırmadım.<br />
Çünkü biraz da bunamıştı ihtiyar.<br />
O yüzden ne alimliği tam olarak alimlikti, ne de bilgeliği bilgelik&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>İçindeki hüznü harmanlayıp budaklayıp karşındakine neşe olarak verebilmek güzel bir şey. Ama bir o kadar da yorucu. Anlatmadığın için yalnızsın. Anlatmadığın için tüm sorumluluk senin. Anlatmadığın için çözümler sadece senin yaratıcılığına kalmış. İçin dışın bir değil. Biraz iki yüzlülük var gibi, ama kesinlikle bencillikten değil. Cildin, tenin ne kadar parlak; gözlerin ne kadar ışıltılıysa için o kadar karanlık. İlkokulda Sosyal Bilgiler kitabındaki fotoğraflarda bolca sigara dumanı sömürmüş akciğerin altın sarılığında cazibeli bir şekilde parlamasına benziyor bu olay.</p>
<p>İşin melankolisinde değilim. Arabeskinde hiç değilim. Öyle olduğunu düşünüyorsanız eğer, arabesk rockçı Erhan Güleryüz&#8217;ü bir zamanlar terk eden Cemil Özeren gibi terk edebilirsiniz beni. Saçlarınızı sıfıra vurmanıza ve ayrıca güneş gözlüğü takmanıza da gerek yok. Ben terk edilmeyi böyle sevdim çünkü. Onlar gibi &#8216;severek ayrıldığımda&#8217; gözlerimi iki siyah cam ardına saklamayı hüner saymadım. Gözyaşları da pek bir maharetten değil. Yine en güzeli biraz yorulmak, en güzeli o hüznü gözlerimde neşeye çevirmek sanki. İnat değil mi!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/huzun-ve-ihtiyar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerek</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/gerek/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/gerek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 13:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur Ozdemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[heyecan]]></category>
		<category><![CDATA[istek]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=299</guid>
		<description><![CDATA[Hayatı arzulu ve heyecanlı yaşamak gerek. Risk almak gerek. Düşmek, kalkmak, tekrar düşmek gerek. Gerçekten yaşamak gerek. At gözlüklerini atmak gerek. Hergün aynı döngüde seyreden hayattan uzanıp dışarıya bakmak gerek. Okumak, uğraşmak, ter dökmek gerek. Dünyanın diğer köşelerine gitmek gerek. Modern sanat sergisinden çıkıp arka mahalle kıraathanesine girmek gerek. Her yeni günün daha fazla bilinmeyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatı arzulu ve heyecanlı yaşamak gerek. Risk almak gerek. Düşmek, kalkmak, tekrar düşmek gerek. Gerçekten yaşamak gerek. At gözlüklerini atmak gerek. Hergün aynı döngüde seyreden hayattan uzanıp dışarıya bakmak gerek. Okumak, uğraşmak, ter dökmek gerek. Dünyanın diğer köşelerine gitmek gerek. Modern sanat sergisinden çıkıp arka mahalle kıraathanesine girmek gerek. Her yeni günün daha fazla bilinmeyen getirdiğini görmek ve bundan haz duymak gerek.</p>
<p>Aslında bir b.k bilmediğinin de farkında olmak, daha fazla merak etmek gerek. Farklı işlerle uğraşmak gerek. Karşı durmak gerek, bazen sadece karşı olmak için. Popülizm folyosunu sıyırıp insanlara karışmak gerek. Hayal kurmak gerek, hayalgücünü öldürmemek gerek. Nevizade arka sokaklarında pilav yemek gerek, Harbiye’deki travestilerle muhabbet etmek gerek. Toz duman ikinci el araba pazarlarında turşu suyu içmek gerek. Uzun yolculuklara çıkmak, bu yolculuklarda alakasız insanlarla tanışmak gerek. Düz adam olmamak gerek.</p>
<p>Doya doya ve dolu dolu yaşamak gerek. Kurgulanmış hayatı elinin tersiyle itmek gerek. Arada anarşist olmak gerek. Birini sevindirmek gerek arada. İnternete aşık olmak gerek, aşık olduğun diğerlerinin yanında. Bir sonraki gün yepyeni bir heyecan tadabileceğini umut etmek gerek. Aldatmanın da bizden biri olduğunu bilmek gerek. Bazen saatlerce yataktan çıkmamak gerek. Hastalığı sağlıklıyken ziyaret etmek gerek. Kendine güvenmek; ama bu güvenle arka tarafı kaldırmamak gerek. Tartışacaksan neyi tartıştığını bilmek gerek. Emek verilene, ter dökülene saygı duymak gerek.</p>
<p>Arada Sivas’ı da unutmamak gerek. Tarih okumak, tarihi objektif okumak gerek. Karşındakinin de en basitinden elli kollu bir insan olduğunu bilerek çekinmemek, utanmamak, sıkılmamak gerek. Hayatını araba, para, saç boyası, tırnak ojesi, lüks otel odası, baba parası üçgenlerine, dörtgenlerine sığlalamak gerek. İnternetin en özgür hayatlardan biri olduğunu anlamak gerek. Her an otoriteye gerek duymamak gerek. Anlatılanı anladığını göstermek gerek.</p>
<p>Beynin çakralarını, kalbin kapakçıklarını sonuna kadar açmak gerek. Saygıyla boyun eğmeyi karıştırmamak gerek. Bazen çok da s.kinde olmaması gerek. Herşeye gereğinden fazla anlam yüklememek gerek. Kendini tepelerde gördüğünde uyandıracak bir şaplak gerek. Uyandığında “Günaydın” öpücüğü gerek. Önden, arkadan, sağdan, soldan farklı konuşmamak gerek. Aptal plaza gülümsemelerini bırakmak gerek.</p>
<p>İsminin başında hangi ünvan olsa da yediğini, içtiğini, s.çtığını bilmek gerek. Dolanırken kaybolmak, kaybolurken yeni birisiyle tanışmak gerek. Yer yer orgazm gerek. Tabuları istediğin kelimeyle yıkabilmek gerek. Devirmek, devrilmek gerek. Giysinle, saçınla, son model xxx inle aptallığını saklayamayacağını bilmen gerek. Arkamdan değil gözüme gülmen gerek.</p>
<p>Ve aslında, gün bittiğinde benim için, onun için bir işe yaradın mı oturup düşünmen gerek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir kapı kapanır bir kapı açılır</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/bir-kapi-kapanir-bir-kapi-acilir/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/bir-kapi-kapanir-bir-kapi-acilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 13:46:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu Kilic</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[savaşma gücü]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır düşünüyorum gerçekten de bir kapı kapandığında yeni bir tanesi açılıyor mu? Yani gerçekten de olumsuzluklar, aksilikler bir gün geliyor değişiyor bizim için iyi bir şeye mi dönüyor? Acaba her olmayan bir işte bir hayır var mı gerçekten? Yoksa bunların hepsi insanın bir şekilde dayanması, güçlüklerle savaşması için uydurulmuş bahaneler mi? Eee ne demişler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır düşünüyorum gerçekten de bir kapı kapandığında yeni bir tanesi açılıyor mu? Yani gerçekten de olumsuzluklar, aksilikler bir gün geliyor değişiyor bizim için iyi bir şeye mi dönüyor? Acaba her olmayan bir işte bir hayır var mı gerçekten? Yoksa bunların hepsi insanın bir şekilde dayanması, güçlüklerle savaşması için uydurulmuş bahaneler mi? Eee ne demişler umut fakirin ekmeğidir.</p>
<p>Nerdeyse yolun yarısına geldiğim şu zamanlarda –daha yaş 35 değil ama- düşünüyorum da yüzüme kapanan kapıların yerine başka kapılar açıldı mı cidden? Bilmiyorum, çok hayal kırıklığına uğradığım, yenilgiyi en derinden hissettiğim zamanlar olmadı değil. Yüzüme çok kapılar vuruldu, hatta o kapıların üstüne kilitler takıldı, çok ağladım, çok üzüldüm sonra günler geçti, aylar geçti hatta bazen yıllar geçti ama sonra abra kadabra her şey bir şekilde hayırlısına bağlandı. Yada olayı şöyle ifade edersek olmayanın hayırlı olduğunu benim fark etmem zaman aldı. Geçmişe dönüp baktığımda olmadı diye üzüldüğüm çoğu şeyin olmaması beni ben yaptı. Cidden yaptığım hatalar, döktüğüm gözyaşları, hayal kırıklıklarım her şey ama her şey beni ben şu an olduğum noktaya getirdi. Öldürmeyen şey güçlü kılar derler ya, işte o beni öldürmeyen yüzüme kapanan kapılar güçlü kıldı beni.</p>
<p>Ancak işte benim her seferinde o kapanan kapının niye kapandığını anlamam, o şoku atlatmam sonra yeni bir kapı açmak için elimden geleni yapmam hep zaman aldı. Her şeyin bir zamanı vardır, horoz bile vaktinde öter derdi annem hep, ne gariptir ki o vakit hep geç geldi, ya da ben geç geldiğini düşündüm durdum hep.</p>
<p>Neyse konumuza dönersek bir kapının arkasından diğer bir kapı açılıyor mu? Kati suretle olmamakla beraber bir şeyler açılıyor o kapının arkasından hep. Belki bir kapı belki bir pencere ama bir şekilde her şey dönüyor dolaşıyor hayırlısına varıyor. Fakat burada önemli nokta kimse kimseye kapı açmıyor, kaderin, şansın önemli yeri var insan hayatında ancak bunca yıl boyunca öğrendiğim bir şey varsa insan kendi şansını, kendi kaderini kendisi yaratıyor. “Açıl susam açıl” ne yazık ki pek işlemiyor günümüzde, önemli olan doğru kapının önünde olup çalmak usanmadan bıkmadan var gücünle zorlamak kapıyı. Şanslıysan birisi gelip açıyor ama genellikle o kapıyı ya da pencereyi açan sen oluyorsun hep, bir şekilde bir yol buluyorsun açıyorsun kapıyı.</p>
<p>Kıssadan hisse, kapılar kapanır yenileri açılır. Ama bu süreçte ne yazık ki armut piş ağzıma düş olmuyor. O yüzden önce o kapının niye kapandığını irdelemek sonra yeni bir kapı veya bir pencere bulup, çalmak veya tıklatmak en sonunda yok hala açılmıyorsa bir şekilde açma yolunu bulmak gerekiyor. Tabi bu süreçte insana en çok lazım olan umut, sabır ve savaşma gücü. Nasıl olsa bir şekilde her şey olacağına varıyor yeter ki içimizdeki umudu, sabrı ve savaşma gücünü kaybetmeyelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/bir-kapi-kapanir-bir-kapi-acilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmur Vururken Cama</title>
		<link>http://www.hergunbiri.com/yagmur-vururken-cama/</link>
		<comments>http://www.hergunbiri.com/yagmur-vururken-cama/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 07:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Merush</dc:creator>
				<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Günler]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[sensizlik]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hergunbiri.com/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hiç bir şeyde gözüm yok Sen yanımda ol yeter&#8230;&#8221; Güzel günlere olan umudumu parçalamıştım o rüyadan uyandığımda. Gördüğüm o rüya bir gerçeği tüm çıplaklığı ile yüzüme vuruyordu. Sensizlik.. Aslımda sensizdim, özüm, benliğimin tüm kapıları sensizliğe çıkıyordu. Kabullenmesi çok güçtü belki, belki de yaşadığım herşeyin en anlamlı yansıması idi. İdrak edecek kudretim yoktu; üstelemedim. Bir rüyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Hiç bir şeyde gözüm yok<br />
Sen yanımda ol yeter&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Güzel günlere olan umudumu parçalamıştım o rüyadan uyandığımda. Gördüğüm o rüya bir gerçeği tüm çıplaklığı ile yüzüme vuruyordu. Sensizlik.. Aslımda sensizdim, özüm, benliğimin tüm kapıları sensizliğe çıkıyordu. Kabullenmesi çok güçtü belki, belki de yaşadığım herşeyin en anlamlı yansıması idi. İdrak edecek kudretim yoktu; üstelemedim.</p>
<p>Bir rüyanın belli  belirsiz hatlarıydı yüzün ilkin. Sensizliğin tavan yaptığı rüyadan, senin o güzel ellerin ile sıyrılmıştım. O güzel ellerin bana gelecek güzel günlerin müjdesini veriyordu, titrekti, ürkekti ama sonsuz bir güç doluydu. Sevginin çokluğu ellerine derman veriyordu sanki. Gözlerin sonra. &#8220;ah o çocuk gözlerin..&#8221; Seni tüm varlığınla yanımda  hissettiğim o akşam nasıl da benden kaçırıyordun gözlerini. &#8220;Sabaha kadar izlemek istiyorum seni&#8221; demiştin, &#8220;Ama bakmaya da kıyamıyorum.&#8221; Daha güzel bir sevilmek düşlememiştim o ana dek.</p>
<p>O andan sonra binlerce defa aynı duyguyu hissettirdin bana. Ellerin şifam oldu, gözlerin huzurum. Duruşundaki dinginlikle hayat bulmuştum. Anlamını arayan tüm hücrelerimde hissetmiştim nefesini. Nefesinin sıcaklığı bana yakın durdukça dünyadaki herşeyden güçlü, herkesten mutluydum.</p>
<p>Zaman zaman senden ayrı yaşamadım mı hüzünlerimi? Acılarımı? Kapılarımı kitlediğim o günlerde bana güç veren ellerin değil de neydi? Bazen çok yenik düştüm, bazen hırpalandım.Çoğu zaman çocuktum zaten; üzen, kırıp döküp hırpalayan. Herşeye rağmen ellerin saçlarımda uyuttun, her hatama rağmen gözlerin hiç ayrılmadı üzerimden.. ,</p>
<p>Bugün seninle geçen günlerin kimbilir kaçıncısı. Her geçen gün artan sevginle bitirdiğim bu akşamda, sana verecek neyim var diye düşünüyorum. Senin sevgin o kadar güzel ki, yanına ne koyarsam koyayım göz doldurmuyor. Yapabileceğim en kolay şey olan yazmayı seçiyorum senin için..</p>
<p>Ellerine, gözlerine, duruşuna kurban olduğum.. Hiç ayrılma, hiç ayırma nefesini yakınımdan. Yaşayamam.</p>
<p><em>&#8220;Sızlayan her yerimin, şu çileli serimin<br />
Sahipsiz dertlerimin, çaresini bul yeter&#8221;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hergunbiri.com/yagmur-vururken-cama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

