Ölçek Bilinci | Her Gün Biri

Her Gün Biri: Çok yazarlı blog

Ölçek Bilinci

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (3 oy, ortalama: 5,00) 5 üzerinden
Loading ... Loading ...

Bu harika projede amacım bu olmadığı halde ilk sırayı aldım. Kullanıcılar bir web sitesinde kalıp kalmamaya ilk 10 saniyede, okurlar da bir yazıyı okuyup okumamaya genelde ilk paragrafında karar veriyor. Ben de bir sonraki paragrafta risk aldım ve okur kaybetmek pahasına “değişik” bir konuyu kendi tarzımla işlemekten çekinmedim…

Mühendislik eğitimi alanlar mı mühendisçe düşünmeye başlar, yoksa zihinleri herşeyi somuta indirgemeye eğilimli olanlar mı genelde mühendisliği seçer, bilmiyorum. Ben de mühendisim ve soyut kavramlarla düşünebilen biri değilim. ”Ölçek” de kavramları somutlaştırmak için harika bir araç. Siz “neden bahsediyor acaba?” demeden hemen somutlayayım :)

Ölçek Bilinci

Ölçek Bilinci

Bir sayı doğrusu düşünün. Eksi sonsuzdan, artı sonsuza doğru uzanıyor. Tam ortasında da sıfır var. Sosyal ve bilimsel kavramları bu sıfırın sağına ve soluna, yakına ya da çok uzağa yerleştiriyoruz. İnsanlar olarak makro düzeyde güneş sisteminde ihmal edilebilecek kadar küçük varlıklarız. Mikro düzeyde ise böceklerden bakterilere doğru gidildikçe devleşiyoruz. Dünyanın en zengin on insanına göre hepimiz çok fakiriz. Açlık sınırının altındaki milyonlara göre ise çok zengin. Ömrümüz dünyayla karşılaştırınca çok kısa, bir sivrisineğe göre yüzyıllar mertebesinde. Kaplumbağaya göre hızlıyız, çitaya göre yavaş. Evrensel standartlarda güzel bulunan birine göre çirkiniz, çirkin bulunana göre güzel. Her zaman bizden başarılı ve başarısız insanlar olacak.

Niye bu konuyu seçtim? Mühendis zihinli bir insan için buna kafa yormak çok zevkli. Bir kedinin bir kağıt parçasıyla dakikalarca kendi kendini nasıl eğlendirebildiğine şaşırırız. Benzer şekilde de bu konuyu ne kadar uzatabileceğimi tahmin bile edemezsiniz. Devam edeyim…

Zekaya gelelim.  Benden daha az zeki olduğunu düşündüğüm birinin gün boyu bu sebeple yaşadığı sorunları görünce “demek ki ben de olduğumdan daha zeki olsam hayatım ne kadar daha kolay olacaktı” diye düşünmüştüm. Oysa o kişi benim gördüğüm zorlukları yaşadığının farkında değildi ki, zeka bunun farkına varmanın başat unsuru durumunda. Dolayısıyla muhtemelen ben de çözümü olduğunu düşünmediğim için pek çok zorluğu birer zorluk olarak değil, imkansızlık olarak algılıyorum, o yüzden bu tür bir zorlanma duygusunu tanımıyorum. İyice somutlayayım: Einstein’ın çözmeye uğraştığı problemler benim için hiçbir zaman problem olmazdı, çünkü zaten anlamazdım! Kısacası birinden zeki olduğumuz için sevinmenin, başka birinden daha az zeki olduğumuz için üzülmenin anlamı yok.

Ölçek, buraya kadar anlattığım düşüncenin matematik tarafından kağıda dökülmüş hali. Her durumun sayı doğrusunda birer noktaya karşılık geldiğini düşünmenin, “inanç”tan çok “bilgi”ye önem veren biri için rahatlatıcı bir yanı var. Mutlak nesnelliğin (objektivitenin) mümkün olmadığı bilinci, “herkesin kendi doğrusu var” sonucuna ulaşmayı sağlıyor. Bu da herşeyi olduğu haliyle kabul etmeyi, “insana dair hiçbir şey beni şaşırtmaz” yaklaşımını kolaylaştırıyor. Şaşırmamak, hayal kırıklığını önlüyor. Yaşadığınız sürprizler yalnızca olumlulardan ibaret hale geliyor.

Sayı doğrusundan nereye gelmeye çalıştığıma gelince; İnsanların tartışmalarını izlerken müdahil olan, bir taraf tutan, görüş bildirme zorunluluğu hissedenlerin sırf bu tercihlerinden dolayı gereksiz bir gerginlik yaşadığını düşünüyorum. Her zaman bizden “iyi” ve “kötü”, bizden “doğru” ve “yanlış”, bizden “ahlaklı” ve “ahlaksız” insanlar olacak. Ve hem bizim hem de diğerlerinin tarafını tutan başka insanlar. Tartışmanın gerginliğinden memnun değilseniz taraf olmanızı sağlayan o sözü söylemeyin, o yazıyı yazmayın, o dedikoduyu sürdürmeyin. Genellikle birinden yana taraf olmanın, bir cepheyi savunmanın verdiği tatmin, aynı sebeple bir başkasına karşıt olmanın yol açtığı gerginliği karşılamayacak kadar azdır.
Paylaşım:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Ping.fm
  • Posterous
  • Twitter
  • PDF

  • birşeylere “ölçek bilinci” ile yaklaşmak gerçekten önemli.İnsanı bazen mutsuz etse de, tüm büyüklükleri birşeylerle karşılaştırmak ve ona göre değerlendirmek çok daha anlamlı.

  • Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Bir nevi bardağın dolu tarafından boş tarafından bakmak gibi ölçek de, doğru şeyleri doğru şekilde ölçmek gerek.

  • Çok hoş bir yazı olmuş, tebrik ederim. İlk yazı olması nedeniyle de çok değerli bu ekip için. Umarım diğer yazılar da aynı kalitede olur.

  • Hayatımızın görüntülendiği video da bir nevi “pause” a basıp olayları analiz eden güzel bir yazı olmuş.

    Bu noktada ölçeğin nesneler hakkında olup özneler hakkında olamayacağı gayet açık.Özneler ile ilgili konusurken sadece öznelere ait olan nesneleri ölçeklendirebiliriz.Özne yine doğrudan ölçek ile alakalı değil.Bunu hatırlarsak günlük hayatımızda daha anlamlı işler yapmış oluruz.

  • tekrar tekrar okunacak çok güzel bir yazı olmuş. Ne kadar rahatladım bilemezsiniz.

  • Üstadım;
    Çok güzel bir yazı, teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için. Hemen yer imlerime, içim daraldığında sakin kalmamı sağlayacak notlar arasına ekledim.

  • Hepinize teşekkür ederim arkadaşlar, bana enerji verdiniz.

  • Ekim Hocam kalvyeniz dert görmesin böyle bir oluşumda bu kadar güzel somutlaştırarak anlatılan güzel bir yazıyı okumak oldukça zevkli oldu benim için :) Teşekkürler

  • İnsanların kendileri gibi olmayanları dışlama eğilimi taşıdığı ve “geçici aidiyetler çerçevesinde” hızlıca dayanışma arayışlarına yöneldiği, doğru bir gözlem: Bizim gibi olmayanları dışladığımızda, ister istemez kendi meşrebimizce adalet dağıtmaya da başlıyoruz ki, bu da pratikte sadece ceza dağıtmaya dönüşüyor… Oysa başkalarına yöneltilen bu şiddet, aslında gündelik hayatta canımızı yakan eşitsizlik ve yoksunlukların sorumluluğunu başka kurbanlara ödetme çabasından başka bir şey değil galiba…

    Belki de “bizim gibi olmayanların” farklılıklarının paylaşılmasının getireceği yeni ödevlerden korkan insan, biraz dinginlik ve biraz huzur yanılsaması uğruna, biraz da kibrine yenilerek, kendini tekrarlamak istiyor sadece; bu yüzden “kolayca taraf olmayı” ve aidiyetler aramayı seçiyor… Çünkü “sorumluluğu üstlenilen” her yeni bilgi, beraberinde bedel de getirir: Başkalarına dair farkına vardığınız verileri, samimiyet hukukuna ve sürdürülebilir ahlakı olan “sahici” ilişkilere dönüştürdükçe, her gün bu sahicilik uğruna ödenmesi gereken yeni bedellerle tanışırsınız…

    Sonuçta bu bedeli ödemeden mutlu olmaya çalışmak da insani bir tercih, hem de tıpkı ustaca kurgulanmış bir sahte vaadin gerçekleşebileceği ihtimaline kendini kaptırmak kadar sıradan ve insani bir tercih… Eskiden, aidiyet dayanışması duygusuyla umut bağladığımız vaatler hep geleceğe ya da öbür dünyaya ertelenirdi. Şimdi “yapıyormuş gibi olmak”, vaadin hiçbir zaman tutulmayacak olmasını gizliyor…

Bu yazıya yapılan yorumları RSS 2.0 beslemesi aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Geri İzleme / Pingback