Sevip Sevmeme Lüksü..

Hani kimi zaman alıp başımızı gitmek isteriz ya uzak diyarlara…
Metropollere hapsolmuş benliğin özgürlüğe kavuşma isyanıdır bu adeta.
Huzuru ararız tabiat ananın kollarında..
Ah şu rüzgâra karşı çekilen nefesin tazeliği ruhumuza işlese, işlese de gönlümüzün dili hep güzel sözler söylese..
Arındırsak yaşadığımız şehir keşmekeşini ve desek ki: “yaşamak ne güzel şey”..
Ne güzel kalbimizin çarptığı her dakika, ne de güzel kuşların cıvıltısı, gökyüzü ışıltısı, sıcak ekmek kokusu, semaver fokurtusu ve akşam serinliğinde yolu tutulan evin bacasındaki o güven duygusu..
İnsan sevgisinin düşen rayiçi yaralıyor bizi.
Eskisi gibi gülmüyor yüzler, çağlamıyor gönüller…
Sevgisizlikten mütevellit bir mutsuzluk sarmış bedenleri.
Seviyoruz ya doğayı, özlüyoruz ya yeşilini ve pek tabi oksijeni..
Ondan dem vuruyoruz..Metropolü faili meçhul olmayan bir zanlı ilan ediyoruz..
Oysa pek hayra alamet değildir sevgimiz .
Sevgimizle boğarız en sevdiğimizi..
Yedi tepeli kenti de çok sevmiştik,
Tıpkı yüzyıllardır türlü uygarlığın sevdiği gibi.
Ama sevmek bize zul geliyor.
O nedenle çamura buluyoruz yeri göğü.
Uzak diyarların hayaliyle avunmak daha bir kolay geliyor.
O hayale kavuştuğumuz vakit, ya onu da yerle bir edersek ?
Gökyüzü mavisinin daha zor görüldüğü her an biraz daha yola bakıyor gözümüz.
Biraz daha yola düşmeye niyet ediyoruz ağaçların eksildiği her bir gün..
Ne garip ; bu kenti yıpratan da biz, buna rağmen sevmeme lüksünü kendinde bulan da..
Evvela sevmeyi bir öğrenelim de sonra vazgeçmeye yüzümüz olsun..

Her gün farklı bir yazarın kendisi için önemli bir günü anlattığı HerGünBiri.com'a hoşgeldiniz!
